MİYAV MİYAV KEDİCİK

Mart 12, 2020 0 Yazar: admin

Erkenden uyandım bu sabah. Her sabah erkenden uyanırdım zaten. Bunca yıllık ömrümde güneşi hiç üstüme doğurmadım. Hazırlanmayı beceremem ama erkenden kalkar ve hazırlanmam için annem, babamın beni hazırlamalarını beklerim. Aslında beklemem; türlü şaklabanlıklarla onları engellerim demek daha doğru. Tabii sonunda tehditlerine boyun eğer ve güle oynaya ayakkabılarımı giyerim. Biraz oyunbazım. Hatta evin oyunbazı, soytarısıyım diyebilirim.

Özür dilerim kendimi tanıtmadan başladım her şeyi anlatmaya.

Ben Söz Deniz. Beş yaşındayım. Babam hep çabuk büyüme lütfen der. Benim de pek niyetim yok aslına bakarsanız. Böylesi daha keyifli. Büyükler biraz zor gülüyor. Herhalde hep dedikleri gibi zamanla eskiden çocuk olduklarını ve tabii birazda gülmeyi unutuyorlar. Belki de hayat dedikleri şey onlara bunu öğretiyor. Neler söylüyorum ben? Anlatmak istediklerime dönsem iyi olacak.

Nasıl başlamıştım öyküye? Tekrar ediyorum erkenden uyandım bu sabah. Yok yok yanlış oldu. Bu sabah denmez çünkü bu olay bu sabah olmadı.

Erkenden uyandım “o” sabah. On beş tatilin ilk günü. Öğretmenimizin verdiği ödevleri eksiksiz yapmak istiyorum. Babam bir takım dalaverelerle kandırıp beni telefonu istememe rağmen, kendi istediği şeylere yönlendiriyor.  Çabucak sıkılsam da en azından başlangıcını seviyorum. Devamı getirmeyi de zamanla öğrenirim. Nasılsa daha çok küçüğüm. Babamla bir sloganımız daha var. “Mücadeleden asla vazgeçmek yok”. Babam deli gibi bana bunu öğretmeye çalışıyor, benim için ise bu sadece bütün oyunların bir parçası. Babacık bunu biliyor eminim ama acemice beni gelecekte olabilecek olanlara hazırlama çalışıyor eminim.

Ya Hu bir öykü yazalım dedik laf dönüp dolaşıp nerelere geldi.

“Baba kalk sabah oldu. Güneş doğdu hadi kalk” … “Dur Adam. Biraz uyumak istiyorum.” Babam bana hep ADAM der. Beni öyle sever. Belki büyüyünce anlarım sebebini. Bir de BABAM diye sever. O da babasından kalma bir mirasmış.

“Ödevimi yapacağıma söz vermiştin.” Demedim tabii ki çünkü bunu söyleyecek bir yaşta değilim daha ya da eğlenceli bir telefon oyununu tercih ederim diyelim. “Ben uyandım babam. Gözlerim de dinlendi. Babam telefonunu alabilir miyim?”

Ama babam uyanır uyanmaz, önce beni gıdıklama başlayıp, sonra da “Ödevimizi yapalım, daha sonra vereceğim telefonu.” Gülmekten kendimi alamıyordum. Babam da benim gülmeme aynı şekilde karşılık verdi. Ben eğlendikçe o çok daha mutlu oluyordu. Bu sesleri duyan ablam da çok kısa bir süre sonra aramızdaydı. Babam ikimizi gıdıklıyor biz ise hem gülüyor hem de sanki istemiyormuş gibi bağırıp bir sürü bahaneler uyduruyorduk. Bizi gıdıklarken babam her seferinde “Ben çocuklarımı asla gıdıklamam” der ve daha çok gıdıklardı. Bu çok daha fazla güldürürdü bizi.

“Hadi hadi kalkın. Kahvaltıdan önce halledelim işimizi.” Ablam hala gülmeye devam ederken sordu. “İşimiz ne Babolim?” “Dün konuştuk ya Kızımolim. Kardeşinin ödevini yapacağız. Bir sokak hayvanını besleyeceğiz. Hadi giyinin hemen çıkıp halledelim.” “Tamam Babolim.” Deyip ablam odamıza koştu. Ben ise hala gülüyor ve oynamaya devam etme yolları arıyordum. Ama Babacık ne yaptı etti üstümdekileri değiştirip çıkmak için hazırlanmamı sağladı.

Evimizin karşısındaki dükkândan aldığımız mamaları iki kaba koyduk. Kediler ve köpekler için ayrı ayrı. Bir de su kabı ayarladık. Görev için her şey hazırdı. Ve tabii biz de… Bir kap bende, bir kap ablamda ve bir kap babamda çıktık binadan.

Kaldırımın üstünde aralıklı birkaç ağaç dışında ne yazık ki yeşillik yok sokağımızda. Kapıya en yakın ağacın altına bıraktık elimizdekileri.

Ne güzel bir ödev vermiş öğretmenim. Ben canlılara iyi davranmayı zaten öğrenmiştim. Şimdi ise onlara nasıl bakılacağını öğreniyordum. Ablamla birbirimize baktık. Sonra beraber babamıza döndük. Gözleri yaşlı babam bize bakıyordu sevgi dolu. Sonra başımız sanki sözleşmiş gibi balkonun penceresine döndü. Orada da annecik duruyordu. O da gururla bize bakıyordu. O’nun da gözleri nemlenmişti. Zaten biz sulu gözlü bir aileyiz. Çizgi filmlerde bile ağlamayı becerebiliriz ailecek.

O an duydum o mini minnacık sesi. Küçücük bir kedi yavrusu yaklaşıyordu koyduğumuz kaplara. Ne kadar tatlı bir kedicik bu. Ablam da “Çok güzel” dedi. O’na doğru yöneldim. Babam hemen “Dur bebeğim. Korkup kaçmasın. Biraz dikkatli davranmamız lazım. Daha çok küçük baksana.” Durdum. Keyifle seyretmeye başladık. Ablam ve ben de kediciği izliyor kendimizle onur duyuyorduk. Ablam ve ben annemize baktık. O da kediciği izliyordu bizimle beraber.

“Annesi birazdan gelir. Bizden rahatsız olmasın. Hadi gidip kahvaltımızı edelim biz de. O’nun annesi gibi annecik de bizi bekliyor.” Elele tutuşup yukarı çıktık. İçeri girmeden önce kapıda durup ablacık ile tekrar baktık kediciğe.

Kahvaltı da hiç susmadan konuştuk ablamla her zaman yaptığımız gibi. Neredeyse annemle babamın konuşmasına izin vermeden her şey anlattık defalarca anneciğe.

Bir ara annem balkona çıktı. Beni ve ablamı çağırdı. Kedicik orada duruyormuş hala o ağacın altında. Bir süre izledik kediciği, karnı doyunca ağacın altında uyuyakalmıştı. Keyifle izledik uyuyuşunu sonra ben babacığa gidip hakkım olanı istedim.  “Babacık telefonunu alabilir miyim?” babam bana baktı, gülümsedi. “Ama ver dediğimde vereceksin söz mü?” “Söz.” Söz dedim de açıkçası bunun anlamını tam anlamadığımın farkında değil babam herhalde. Benim yaşlarımda nasıl düşünüldüğünü unutmuş olmalı.

Oyun oynamaya ve arada videolar izlemeye başladım. Babam durmadan beni kontrol edip uyarıyordu kavgalı, kötü kelimeler dolu video ve oyunlara bakmamam için.

Sürem dolunca oyunlar oynayıp, resimler yaptık. Birden ablamın sesi ile resimden kaldırdım kafamı. Babamla birbirimize baktık ve ablamın yanına koştuk. Kedicik hala orada duruyordu ve yavaş yavaş akşam olmaya başlamıştı.

“O’nu eve alabilir miyiz babacığım? Dedik ablamla aynı anda sanki sözleşmiş gibi. “Olmaz çocuklar annesi gelirse merak eder yavrusunu.” “Ama gelmemiş annesi” diye ısrar etti ablam. Ben de boş durur muyum “Annesi gelince geri götürürüz babacık” dedim. “Annenize soralım dedi babam her şeyde yaptığı gibi.

Merdivenlere koştuk annem izin verdi çünkü. Ve babam annem olur deyince asla karşı çıkmazdı.

Bir karton kutu getirdi babam bakkaldan alıp. Annecik balkondan bir bez attı ve içine serdik kutunun. Sonra babam yavaşça kediciği alıp yavaşça kutuya koydu. Halini görmeliydiniz babamın çok komikti çünkü babam bütün hayvanlardan korkar. Ama bu kez çok cesurdu. Uyandırmadan kediciği çıktık eve.

Ödevim beslemekti ama biz sahiplenmiştik. Gelecek günler ne getirecek göreceğiz. Onları da yaşadıkça anlatırım. Şimdi Kedicik ile oyun oynama vakti. Ne güzel bir ödevdi teşekkür ederim öğretmenim.