“ÜÇ KİŞİLİK MEDENİYET” ADLI OYUNUMUZUN İLK BÖLÜMÜ.

Nisan 23, 2020 0 Yazar: admin
“ÜÇ KİŞİLİK MEDENİYET” ADLI OYUNUMUZUN İLK BÖLÜMÜ.

ADAM- 55 Yaşında. Oldukça bakımlı, pahalı giyinen, liberal bir ekonomist.

KADIN- 50 Yaşında. Yaşından çok genç gösteren, bakımlı, düzenli bir sosyolog.

SAHNE 1

Oldukça pahalı ve entelektüel döşenmiş bir salon.

ADAM: Liberalizmin bize kazandırdıklarını anlatmak için kitaplar dolusu bilgi aktarmaya gerek yok. Çevrimizdeki özgür hayatın ve bireyin kendine güvenine bakmanız yeterli. Geçmiş yılların o pısırık, korkak, toplumsal olan karşısında hakkını aramaktan aciz insanının bugün yürüyüşündeki, yaşayışındaki güvene bakmanız onu görmeniz yeterlidir. (İçeri seslenerek) nasıl bir başlangıç olmuş hayatım.

KADIN: (İçerden) Muhteşem. Senin yazdığın her şeye hayran oluyorum. Eminim birçok başka hayranında vardır.

ADAM: Beni yalnızca sen ilgilendiriyorsun hayatım. Senin beğeni düzeyin öyle yüksek ki, seninle kimseyi karşılaştıramam. (Kadın elinde iki kahve ve iki bardak suyla gelir.) Ama her şeye rağmen her akşam bana yaptığın kahvenin tadını hiç ama hiçbir şeyle ölçemem. Canım benim.

KADIN: Sen birikimini paylaşmak için evde bile didinip dururken sana bir fincan kahve yapmışım çok mu? Şimdi lütfen sadece bir an olsun kendini düşün, yapamazsın biliyorum ama dene sevgilim kendini düşün ve yaslanıp keyifle kahveni iç.

ADAM: Olmuyor hayatım olmuyor. Bizi böylesine düşünceli ve paylaşımcı yetiştirdikleri için bazen ailelerimize kızıyorum. Ne olurdu insanların çoğu gibi biraz olsun kendimizi düşünebilseydik.

KADIN: Olmuyor işte kendimizden başka herkesi düşünmek zorundaymışız gibi durmadan çalış didin. Müzik ister misin? (Adam başıyla onaylar). Şimdi sana güzel bir kanal bulurum. (Sessizlik.) (Kadın radyodan kanal ararken haberlere denk gelir)

RADYO: İşsizlik oranları açıklandı.

(Kadın aramaya devam eder. Adam konuşurken kadın bir kanal bulur. Gelir kahvesini içmeye devam eder.)

ADAM: Bu insanlar ne istiyorlar anlamıyorum. Her yer iş kaynıyor. Çalışmak isteyene iş mi yok? Çalışıp kazanmak istemiyor benim halkım. Ekmek elden su gölden. Gelsin yiyelim, serilsin yatalım.

KADIN: Tamam ama. Sessizce kahveni içer misin lütfen?

(Sessizlik.)

ADAM: Hep annem. Hep annem.

KADIN: Uğraşma annenle. O da doğru bildiği gibi yetiştirmiş seni.

ADAM: Haklısın. Onun engin insan sevgisi ve hoşgörüsüyle yetiştim. Nasıl olabilirdi ki başka.

KADIN: Aileni tanımayı çok isterdim. Evet, defalarca dinledim senden ne mükemmel olduklarını ve tanımak, onlardan esinlenmek isterdim.

ADAM: (Hissedilir hissedilmez bir tedirginlikle) Çok güzel olurdu. Bunu bende çok isterdim biliyorsun. Ama ne yazık ki…

(Sessizlik)

KADIN: Yine daldın. Özür dilerim. Hatırlatmamalıydım. Hadi, hadi kahveni yudumla benim için.

(Adam kahveyi içer. Sessizlik.)

ADAM: (Dalgın) Yağmurlu bir Ankara akşamıydı…

KADIN: Karlı diye hatırlıyorum tatlım.

ADAM: (Şaşkınlığını gizlemeye çalışarak.) Evet, evet karlı. Hatırlamak üzüyor ve kafam karışıyor anla beni. Biz yine mutlu bir şekilde arabamızda yolculuk ediyorduk. Üst düzey bir memur olan babam yine bir ödül almak için Ankara’ya gitmiş ve bizi de götürmüştü. Bir sonbahar akşamıydı.

KADIN: Kış ayı değil miydi hayatım? Karlı bir şubat akşamı?

ADAM: (Şaşkın.) Haklısın hayatım kış akşamı. Dedim ya acılar beynime garip oyunlar oynuyor. Lapa lapa yağan karların içinde otobüsle yolculuk ederken…

KADIN: Sevgilim benim ya. Ne kadar yorulmuş ki kafan daha demin arabamızla dedin, şimdi otobüsle diyorsun. Eğer  çok avam bir davranış olmasa o güzel kafanı göğsüme bastırmak isterdim.

ADAM: (Kadına fark ettirmeden.) Avammış. Sevgi gösterisi avam olur mu be? Haklısın hayatım biz arabesk insanlar gibi yaşayamayız hiçbir şeyi. Aslında ne güzel yaşıyorlar değil mi? Bilgisiz, dünyadan bihaber ve düşünmeden. Biz ise dünyaya ve diğer insanlara saygılı ve kaygılarla dolu yaşıyoruz. Bilgi böylesine insanla ve dünyayla ilgili kaygılara düşürüyor bizi.

DENİZ SALMAN